E-mail List
Hastanemiz hakkında bilgilere anında ulaşmak için E-Mail adresinizi yazıp gönderin...
 
 
 
Basında Biz
 
 
 
 
CUMHURİYET GAZETESİ

Beyaz Kelebek

13.Eylül.1991
MÜŞERREF HEKİMOĞLU – Köşe Yazısı

Küçük Suna, beyaz kelebek uçuyor, imbat geliyor, dedi. Denize baktım, imbat gelirse birkaç gün daha yüzerim diye umutlandım. İmbat gelmedi, ama Rükzan Günaysu geldi. O da imbat türü bir kişi, başkentte kaç kuşağı aydınlatan bir edebiyat öğretmeni. Öğrencilerine sevgiyle bakıyor, edebiyat derslerinin ötesinde okumaya, düşünmeye, tartışmaya yöneltiyor onları, kişiliklerini geliştiriyor. Okul bitiyor, diyalog sürüyor. Öğrencilerinin başarısından onur duyuyor, onlarla ödüllendiğini söylüyor gözleri parlayarak. Bizim balkonda da parladı gözleri. Ona Japonya’da yayınlanan tıp dergisini gösterdim. Electron Microscopy adlı derginin kapağında bir resim var. Kimi Japon doktorları Göreme’den çağrışımlarla Peribacalarına benzetiyor o görüntüyü. Oysa orta kulaktan bir kesit. Bu dalda uzmanlaşan Türk doktoru Babür Küçük, orta kulakla ilgili bir çalışmasıyla büyük ilgi topluyor, iyi bir bildiri yayımlıyor, o bildiriyle gösterdiği resimlerden biri de bu önemli tıp dergisine kapak oluyor. Dahası bu dalda çok ünlü bir profesör de yeni kitabına dergide yayımlanan kapak resmini kapak yapıyor……………………………………………………………………………………………………………………………………..
…………………………………………………..
Balkon söyleşimiz güneş batıncaya kadar uzuyor. Deniz pembe bir gül bahçesine dönüşüyor ve ekranda Sayın İnönü, göğsünde kırmızı gül, gençlere sesliyor. İlhami Soysal iki bin yılına yeni liderlerle ulaşacağımızı söylüyor. Ben bu pembe akşamın sabahını düşünüyorum umutla. Beyaz kelebekten sonra imbatı düşlüyorum.
Sonra postayla gelen beyaz seramikleri gösteriyorum dostlarıma. Beyaz seramikler İzmir’den geliyor, El ve Mikrocerrahi Hastanesi’ni kuran genç doktorlardan Dr. Aslan Bora, Dr. Sait Ada, Dr. Osman Seçkin, Dr. Fuat Özerkan ve Dr. Aziz Peker bir de mektup yazmışlar.
“Hastanemiz için yardımınız, sevgi ve dostluğunuz bizi mutlu kıldı, katkılarınızla ve Abidin Dino’nun çizgileriyle oluşan hastanemizin simgesini hatıra olarak kabul etmenizi rica ediyoruz” diyorlar.
Elbet, gözlerim yaşarıyor. İşte yazarlığın ödülü, bir yazı ne güzel boyutlara yarıyor kimi zaman. Okurlarımız da anımsar belki; geçen yaz Ören’de başlayan bir öykünün sonucu bu. Sanatsever doktorların bir isteğini bu köşede yansıttım. O istek gerçekleşti.
Beyaz seramiklerde Dino’nun çizgileri var. ELLER. Tüm güzelliklerini üreterek sonsuzluğa uzanıyorlar. O seramiklerde binlerce el birden seyrediyorum, kopuk eller, o kopuk ellere yaşam veren doktorların elleri, sanatçıların elleri, yazan, çizen, çalan, üreten eller. Sonra alanlarda alkış tutan, seçim sandığına yönelen milyonların elleri.
İzmirli doktorlara teşekkür ediyorum. Beyaz kelebeklerle beyaz seramikler buluştu. Ören’de. Hastanenizin simgesini umutla seyrediyor, sıcak diyaloglarla oluşan güzelliklerin sevincini okurlarımla paylaşıyorum.

 
 
 
 
 
 
CUMHURİYET GAZETESİ

Dino’ya Selam

27.Temmuz.1990
MÜŞERREF HEKİMOĞLU – Köşe Yazısı

Telefon çaldı, İzmir’den bir okurum, psikiyatris Dr. Osman Seçkin!
“Abidin Dino’nun ellerini yazılarınızla tanıdık, şimdi sizden bir dileğimiz var” diyor. “Sayın Dino’ya ulaşmak yardımlarınızı istiyoruz. Acıyı çizmek adlı kitaptan esinlenerek biz de Sayın Dino’nun elleriyle yola çıkmak, bir el cerrahi kliniği açmak istiyoruz. Bu klinikte Sayın Dino’nun elleri de olsun istiyoruz”
Dinoların adresi var defterimde. İzmirli okuruma verdim adresi. Böyle güzel bir girişim için bana seslenmelerinden çok duygulandığımı söyledim.
“Kuşkusuz Abidin de çok hoşlanır. Elleri de kliniğinizin duvarlarına başka bir boyut katar” dedim.
Bakır tellerde sıcak bir titreşim… İzmirli okurum sordu:
“Size abla diyebilir miyiz? Bizi çok sıcak selamladınız. Karşı karşıya gelmeyi de çok isteriz”.
“Ben de isterim sizi tanımayı”…
Telefonlarını aldım. Efes’e giderken İzmir’de duraklayıp görüşebileceğimizi söyledim. Ama beklemediler. Pazar sabahı atlamışlar arabaya, soluğu Ören’de almışlar. Balkonda kahve içerken onları daha yakından tanıdım. Duygulandım, umutlandım. Dr. Aslan Bora, Dr. Sait Ada, dr. Aziz Peker, Dr. Recep Kont, dr. Fuat Özerhan, dr. Firdevs tetik ve Dr. Osman Seçkin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir grup. Uzmanlıklarını yurtdışında, ABD ve Avrupa Ülkeleri’nde ünlü cerrahlar yanında çalışarak derinleştiriyorlar. Sonra hep birlikte çalışmayı tasarlıyorlar. Belki de YÖK’e tepkiden oluşan bir sonuç bu. Tasarı gerçeğe dönüşüyor giderek. İş kazalarını önlemeye yönelik eğitimden, el cerrahlığında en son uygulamalara kadar uzanan geniş kapsamlı bir çalışmayı öngörüyorlar.
Ülkemizde ilk kez kurulan bu özel kliniğin duvarları yükselince vaktiyle yayımlanan bir yazımdan esinleniyorlar.  Büyük ozan Nazım Hikmet’in “Mutluluğun resmini çizebilir misin?” diye sorduğu değerli ressama bir soru da onlar yöneltiyor. Mutsuzluğu onarmak için yapılan bir kliniğe elleniri uzatır mı acaba?
O balkon söyleşisini Dinoların da duymasını istedim. Belki de duydular. Güzin de Abidin de gülümseyerek dinlediler bizi. Şu anda Paris’teler mi, Paris dışında tatildeler mi bilmem, ama son günlerde genç doktorlar Dino’ya çok sesleniyor, dost çevrelerinde de adı çok geçiyor.
Karşıda Kazdağları, önümüzde mavi deniz, iğde dalları sallanıyor hafiften, kumdan neşeli kahkahalar geliyor, çocuklar dalgalarla oynaşıyorlar. Dr. Sait Ada gülümseyerek dosyayı açıyor.
“Bu dekora ters düşen görüntüler, ama görmenizi istedik.” Sayfaları çeviriyorum. Önce kopuk eller, ayaklar sonra o kopukluğu onaran, yitik bir umudu yeşerten bir ameliyattan sahneler. Bir iş kazasında elini yitiren emekçinin sevinciyle çarpıyor kalbim. Genç doktor ayağı kopan balıkçının öyküsünü anlatıyor. Kopuk ayak denizde yüzüyor bir süre. Balıkçı şaşkın bakıyor, denizde yabancı turistler de var. Kopuk ayağı alıp balıkçıyı hastaneye ulaştırıyorlar. Genç doktorların elinde ayak yeniden sahibine kavuşuyor. O doktorların eli de bir ressam eli., bir yontucu, bir çalgıcı kadar yaratıcı değil mi acaba? Bu ellerin çalıştığı bir kliniğe Dino’nun elleri gerçekten çok yakışır. Çünkü Dino’da bu elleri çiziyor. Tüm güzellikleri üreten, emeğin yüceliğini kanıtlayan elleri, yanlışları düzelten, yitikliği onaran elleri, yaralar saran elleri.
“Kliniğimizde bilim ve sanatı bir arada yaşamak istiyoruz” diyorlar. Girişteki geniş salonun bir galeri gibi kullanılabileceğini düşünüyorlar. Ben de her daldan sanatçı dostlarımı düşünüyorum. Dino’nun ellerine, yontucuların elleri de katılsa diye düşünüyorum. Sonra usta elleriyle güzel sesler üreten çalgıcı dostlarımı selamlıyorum hayalimde. Bilim ve sanat sarmaşıyor gözümde…
Kliniğin öyküsü ayrıca ilginç bence. Tarihi YÖK’le başlıyor, umutla genişliyor. Genç doktorlar bir umutsuzluğu aşmayı amaçlıyor belki de. O Pazar sabahı balkonda konuşurken ben de mutlu ve umutlu gülümsedim genç doktorlara. Bunca yozluğa, karamsarlığa karşın umutsuzluğa düşmüyor, yeni girişimlere soyunuyorlar. Ellerine, yüreklerine güveniyorlar.
Bir de yazarın mutluluğu var elbet. Bu olayda ben o mutluluğu da yaşadım. Dino’yu teşekkürle selamlıyorum. Ellerden söz eden bir yazım nerelere uzandı. Bir sanatçının yaratıcı gücü neler üretiyor, elden ele ne güzel öyküler oluşuyor…

 
 
 
 
 
 
POPULER SAĞLIK DERGİSİ

AYAK BAŞPARMAĞINDA KRONİK TIRNAK BATMALARI

ARALIK 2006
Dr. Murat Kayalar
EMOT Hastanesi El Cerrahisi ve Ortopedi Travmatoloji Uzmanı

Ayakta tırnak batması, genelde tüm yaş gruplarını etkileyen yaygın bir rahatsızlık olmakla birlikte genç erişkinlerde sıktır. Tırnak dış kısımlarının yumuşak doku içerisine doğru girmesi ve kıvrılması sonucunda bir kısır döngü oluşmaktadır. Bakteriyel ve mikotik mikroorganizmaların da eklenmesiyle birlikte enfeksiyon ilerler. Ödem, enflamasyon ve enfeksiyon birbirinin etkisini artırarak durumun kontrol edilmesini güçleştirir.
Kişinin tırnağın batan kısımlarını kesmek istemesi ve kenarlarını almasıyla tırnak, dıştaki cildi aşamaz hale gelmektedir. Bu nedenle önerimiz, tırnağın düz kesilmesi ve mümkünse çok kısa olmamasıdır. Bazı kişilerde tırnak batmalarına yapısal yatkınlıklar olabilir. Ayağı fazla terleyen ya da parmak yapısı çok az yumuşak doku örtüsü içeren kişiler vardır. Bu kişilerde tırnak bakıma dikkat edilmeli. Ayakkabı seçimi uygun yapılmalıdır. Ayağın nefes almasına olanak veren, parmak ucunu sıkmayan ayakkabılar seçilmelidir. Uzun süre ayakkabı içinde sıkışık durumda kalan parmakta tırnak kenarlarında artan basınç, batmaları tetiklemektedir. Ayrıca bazı kişilerde “pincer nail – carpanter nail” dediğimiz eğri tırnak bozuklukları vardır. Bu hastalıklı zeminde tırnak batması daha kolay gelişebilmektedir.
Tırnak dokusunda mantar enfeksiyonları sekonder bakteri enfeksiyonları ile birlikte ise; tırnağın eğri çıkması, parmak arasında kaşıntılar, tırnakta kalınlaşmalar da görülebilmektedir. Tırnak altının desteklenmesi, enfeksiyonun pansuman ile kontrol altına alınmaya çalışılması, genellikle enfeksiyon ilerledikçe etkisiz kalır. Çünkü tırnak kanlanması zayıf olan bir bölgedir. Sistemik (ağızdan) kullanılan ilaçlar burada çok etkili olamaz. Topikal (dışarıdan) uygulanan ilaçlar da enfeksiyon ilerledikçe yetersiz kalır.
Vücudun bağışıklık sisteminin zayıflığı, periferik damar hastalıkları, vaskülit ve diyabet gibi ek sistemik hastalıkların varlığında durum daha da kontrolsüz hale gelebilir. Tırnak batmalarında sistemik kullanılan antibiyotiklerin bu bölgede etkili olamaması ve topikal tedaviler ile enfeksiyonun kontrol altına alınamaması halinde cerrahi tedavi düşünülmelidir. Tırnak kalınlığının azaltılması, fenolizasyon, yara kapatılmasında kullanılan bantlar ile basıncın azaltılması gibi çok değişik tedavi metotları denenmiştir. Ancak günümüz sosyal yaşantısında daha etkili ve hızlı çözüm getiren tedavilere ihtiyaç duyulmaktadır. Çok uzun süredir bu hastalığa sahip olan, kendi kendine evde pansuman yapmakta olan, sosyal çevrelerinden saklayan hastalarla karşılaşılmaktadır.
Cerrahi tedavide; tırnak kenarlarının ve kök hücrelerin alınması esastır. Bu bir tırnak çekme işi değildir. Tırnak yerinde bırakılıp batan kısımların tekrar çıkmasının önlenmesidir. Enfeksiyon kontrol altına alınıncaya kadar on – on beş gün istirahat edilmesi gerekmektedir. Ödemin azalması ve ağızdan antibiyotik kullanımıyla enfeksiyon kontrol altına alınabilmektedir. Çünkü cerrahi olarak söz konusu bölgedeki enfekte dokular uzaklaştırılmış, iyileşebilecek bir yarsa haline getirilmiştir. Lokal anestezi ile yapılan bu girişim ağrısız olarak yapılabilmektedir. 

 
 
 
 
 
 
POPULER SAĞLIK DERGİSİ

EMOT’UN 15 YILLIK ÖYKÜSÜ

Prof. Dr. Sait ADA
Emot Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Başhekimi

Ülkemizde ve dünyada her alanda marka ve moda çok geçerli oldu. Tıp ve sağlık da bunlardan nasibini alıyor. Her derde deva vitaminler, mucizevi diyetler, her türlü kansere çare bulanlar, her türlü tanıyı koyan süper cihazlar, robot ameliyatları… Elbette bunların bir kısmı reddedilecek şeyler değil ve çoğu çok ciddi bilimsel çalışmalarla adım adım ilerleyen gelişmeler ve geleceğin projeleri. Ama gerçek hekimlik hala çağdaş bilimin ışığında insan emeği, göz nuru, temiz insan ilişkileri, bilgi aktarımı deneyim ve etik değerler üzerine kurulu olmalı. Ne yazık ki sağlık hizmetleri ülkemizde çok eksikli. Temel sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi edici hizmetlerdeki sorunlar halen en önemli dertlerimizden. Yüksek bebek ölümleri, iş kazaları, hastaneler arası personel ve donanım dengesizliği bunlara örnektir.
Hekimliğin belki de en zor ancak hastanın en gereksinim duyduğu alanı olan acil tedavi hizmetleri özenli ve ilgili uzmanlık dalı veya dallarının birlikte çalışması ile sağlanır. Acil sağlık hizmetleri, değeri ancak zorda kalınca bilinen dallardan biri. Yeri ve zamanı bilinmeyen ani hastalıklar ve kazalar sonucu insan yaşamı tehlikeye girebilir. Konu EMOT olduğu için konuyu biraz acil el yaralanmaları ile travmalara getirip EMOT’un kuruluş felsefesini anlatmaya çalışacağım.
El yaralanmaları acile başvuran yaralanmalar içinde en sık görülen yaralanmalar olup özenle tedavi edilmelidirler. Özellikle iş kazaları ile her yıl binlerce hasta, genç ve üretken yıllarında ciddi el yaralanmalarına ve uzuv kayıplarına maruz kalıyor. Bu yaralanmalara karşı temel amaç primer olarak tüm yapılanların en iyi şekilde onarılmasına yöneliktir. Bunun için de 24 saat ekip çalışması gerekir. Bundan sonra da hastalar rehabilite edilerek yeniden üretime döndürülmelidir.
EMOT 1991’de el yaralanmalarını iyi tedavi edebilmek amacıyla kuruldu. Başlangıçta yadırgandık “el için hastane olur mu?” dendi… En fazla 20 milyon nüfusa hizmet edecek el cerrahisi merkezi oluşturmak ve burada el cerrahisinin tüm uygulamalarını yapmak çağdaş bir yoldu ve dünyadaki uygulamalar bizim yolumuzun doğru olduğu şeklinde idi. Zamanla İzmir ve tüm Ege Bölgesi hatta diğer illerden hastalarımız oldu.
Hasta sayısının artması bize yeni açılımlar getirdi. Ana dalımız olan Ortopedi ve Travmatoloji hastalarını kabul etmeye başladık. Özellikle ortopedik mikrocerrahide serbest doku transferi ile yeni umutlar yeşerdi. Böylece zor ve komplike olgularda amputasyonlara alternatif kurtarıcı girişimler başarı ile uygulandı. Birçok hastanın el ve bacağı kurtarıldı.
Hastalarımızın tedavisine yardımcı olacağına inandığımız Hiperbarik oksijen tedavisini İzmir ve Ege bölgesine ilk biz getirdik. Bu sayede diyabetik yaraları, kapanmayan yaraları olan yüzlerce hasta iyileşti. CO zehirlenmesi ve dalgıç vurgunları tek çare olan bu tedaviden yararlandı.
Bunları yaparken hastane yönetimini kurumsallaştırmak ve hastaya verilen diğer hizmetleri de iyileştirmemiz gerekiyordu. Bu amaçla ISO 9001 – 2000 Kalite Yönetim Sistemi’ni hastanemize uyarladık.
 Kalite yönetim sistemlerinin tek başına bir şey kazandırmayacağının bilincindeyiz ama bu hastane içi kurumsallaşmamızı ve yazılı kültüre geçişimizi sağladı.
EMOT Türkiye kendi alanında kurulan ilk ve halen tek özel dal hastanesidir. Özel hastane olmanın getirdiği özerklik bilimsel gelişimimize olanak sağladı. Meslek içi eğitimimize ve kendi ekibimizi kendimiz yetiştirmeye özen gösterdik. Bunu yaparken bilim ve hastaya zarar vermemek ilkesi bize önder oldu. Avrupa El Cerrahisi Derneği’nin onayladığı Türkiye’nin tek eğitim merkezi olduk. Geniç bir kütüphane ve arşiv kurduk. Hastanemizden yapılan yayınlar ve çalışmalarla iki profesör ve iki doçent yetişti. Genç arkadaşlarımız da bu yolda ilerliyorlar. On beş yılda hep iyileştirmeye, yaraları sarmaya, gelişmeye ve kurumsallaşmaya çalıştık.
Yüzden fazla çalışana iş olanağı sağladık, el ve sanat ilişkisinde amblemimizin yaratıcısı Abidin Dino, önderimiz oldu… On beş yıl geçtikten sonra çoğunluğu acil koşullarda yılda 3 bin 500 ameliyatın yapıldığı, yine yılda 10 bin civarında polikliniğin yapıldığı kendi dalı ile ilgili her türlü tanı olanağı (dijital röntgen, USG, BT ve MRG) olan, gerçek anlamda ekip çalışması yapılan, hastanın her zaman ön planda olduğu bir kurum oluştu.
Hastanemizde şu anda veya geçmişte çalışan tüm hekim, fizyoterapist, hemşire sekreterya ve sağlık çalışanlarına ve onların ailelerine, tüm meslektaşlarımıza, tüm hastalarımıza, İzmir ve Ege Bölgesi halkına sonsuz teşekkürler…

 
 
 
   
Telif Hakkı © 2004-2008
Emot El Mikrocerrahi
Ortopedi Travmatoloji Hastanesi
 
 
 
Design By GONET.com.tr - Bu internet sitesinin Arama Motoru Optimizasyonu , Gonet & Pigme, SEO Ekibi tarafından yapılmaktadır. Web site tasarımı ve Site Tanıtımı, İnteraktif Reklam Ajansı, GONET & PiGME İnternet Reklamları uzmanları yönetiminde yapılmaktadır. Bu Web sitesi en iyi 1024 x 768 Çözünürlükte izlenebilir. Site içeriği ve görsellerin tamamının ve/veya bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Websitesi dahilindeki tüm içerik, imaj ve diğer tüm materyaller, PİGME Proje ve İş Geliştirme Merkezi'nin geliştirdiği, İnternette İsim Hakkı  ve İnternette Marka ve Patent Hakları Korunumu , projeleri kapsamında, savunulacaktır.  (Gonet & Pigme - 2008)